Geri Dönüşüm Sanayii Önündeki Büyük Tehlike: Avrupa Atık İhracatı Düzenlemesi

9 Kasım 2022

Avrupa Birliği, 17 Kasım 2021’de atık ihracatına ilişkin yeni
bir düzenlemeye gitti. AB, atıklarını üçüncü ülkelere ihraç
etmemeyi, böylece temiz ve döngüsel bir ekonominin
desteklenmesini amaçlıyor. Bu yönetmelikle AB atık ihracatı
için yeni kurallar oluşturmayı, AB’de geri dönüşüm veya
yeniden kullanım için atıkların taşınmasını kolaylaştırmayı
ve yasa dışı atık sevkiyatlarıyla daha iyi mücadele etmek
için yeni önlemler belirlemeyi hedefliyor.

2021’de AB’den AB dışı ülkelere atık ihracatı, 2004’ten bu yana %77 artışla 33,0 milyon tona ulaştı. AB dışı ülkelerden atık ithalatı 2004’ten bu yana
%11 artarak 2021’de 19,7 milyon tona ulaştı.

AB, 2019’da başlattığı Yeşil Mutabakat’ı hayata geçirmek için birçok düzenleme getiriyor. Onlardan biri de atık ihracatını düzenleyen 17 Kasım 2021 tarihli yönetmelik. Söz konusu düzenleme döngüsel ekonomiyi teşvik etmek, üçüncü ülkelere yasadışı atık ihracatı ve atık sorunlarıyla mücadele etmek için AB içi atık sevkiyatlarını kolaylaştırmaya dönük yeni kurallar öneriyor. Komisyon, atık ihracatına ilişkin daha güçlü kurallar, bir kaynak olarak atığın dolaşımı için daha verimli bir sistem ve atık kaçakçılığına karşı kararlı eylem önererek döngüsel ekonomi ve sıfır kirlilik hedeflerine ulaşmayı hedefliyor. OECD üyesi olmayan ülkelere atık ihracatı kısıtlanacak ve yalnızca üçüncü ülkeler belirli atıkları almaya istekliyse ve bunları sürdürülebilir bir şekilde yönetebiliyorsa izin verilecek. OECD ülkelerine yapılan atık sevkiyatları izlenecek ve varış ülkesinde ciddi çevre sorunları yaratmaları halinde askıya alınabilecek. AB dışına atık ihraç eden tüm AB şirketleri, atıklarını alan tesislerin, bu atıkları çevreye duyarlı bir şekilde yönettiklerini gösteren bağımsız bir denetime tabi tutulmasını sağlamak zorunda. Komisyon, gerekli kontrol seviyesini düşürmeden atıkların döngüsel ekonomiye yeniden girmesini kolaylaştırarak yerleşik prosedürleri önemli ölçüde basitleştirmeyi önermekte. Bunun, AB’nin birincil ham maddelere bağımlılığını azaltmaya yardımcı olmasını sağlaması ve iklim hedeflerini karşılamak için AB endüstrisinin inovasyonunu ve karbondan arındırılmasını desteklemesi bekleniyor. Atık gönderilerine ilişkin yönetmelik, en ciddi çevre suçlarından biri olan atık kaçakçılığına karşı alınan önlemleri daha da güçlendiriyor. Çünkü yasadışı gönderiler potansiyel olarak yıllık 9,5 milyar avro değerindeki atık gönderilerinin %30’unu oluşturuyor. Yürütme rejiminin etkinliğini ve verimliliğini artırmak, bir AB Atık Sevkiyatı İcra Grubunun kurulmasını, Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi OLAF’ın AB Üye Devletleri tarafından atık kaçakçılığı konusunda ulus ötesi soruşturmaları desteklemesi için yetkilendirilmesini ve idari cezalara ilişkin daha güçlü kurallar getirilmesini içeriyor.

DÜZENLEMEYE DAİR MERAK EDİLENLER AB neden atık sevkiyatlarına ilişkin kuralları revize ediyor?

Atık değerli bir kaynak olabilir ancak dikkatli kullanılması gerekir. Sınırların ötesine taşınan atıklar, hedef ülkelerde uygun şekilde kontrol edilmediğinde ve sürdürülebilir bir şekilde yönetilmediğinde, insan sağlığına ve çevreye zarar verebilir. Öte yandan, bu tür atıklar olumlu bir ekonomik değere sahip olabilir ve aynı zamanda çevresel faydalar da sağlayabilir. Uluslararası atık ticareti artıyor ve AB bunda önemli bir rol oynuyor. Halihazırda yürürlükte olan Atık Sevkiyat Yönetmeliği 2006 yılına dayanmakta. Kabulünden bu yana, AB’den üçüncü ülkelere, özellikle OECD üyesi olmayan ülkelere atık ihracatı önemli ölçüde arttı. Hedef ülkelerde atıkların sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini sağlayacak ayrıntılı hükümlerin eksikliği, bu ülkelerde zayıf uygulama ve çevre ve halk sağlığı sorunlarına yol açtı. 2020’de AB, üçüncü ülkelere yaklaşık 33 milyon ton atık ihraç etti. AB ülkeleri yaklaşık 16 milyon ton da atık ithal etti.

Ayrıca, her yıl AB ülkeleri arasında yaklaşık 70 milyon ton atık taşınmakta. İdari prosedürler, AB Üye Devletleri arasındaki atık dolaşımını sınırlandırıyor ve bu da AB ölçeğinde döngüsel ekonomiye geçişi yavaşlatıyor. Bir diğer önemli sorun, yasadışı tüccarların mevcut kuralları büyük ölçüde atlayarak AB’de ve üçüncü ülkelerde çevre suçlarına yol açması. Organize suç grupları, faaliyetlerini gerçekleştirmek için büyük ölçüde yasal iş yapılarını kullanarak kazançlı atık suçlarına giderek daha fazla odaklanmakta. Koordineli uygulama kampanyaları, atık sevkiyatlarının %15 ila %30’unun yasadışı olabileceğini ve AB’deki yasadışı atık pazarından yıllık 9,5 milyar avro gelir elde edilebileceğini göstermekte.

Komisyon bu teklifle neyi hedefliyor? Yeni Atık Sevkiyat Yönetmeliğinin üç hedefi vardır: AB’nin atık sorunlarını üçüncü dünya ülkelerine ihraç etmemesini sağlamak, AB’de atıkların geri dönüşüm ve yeniden kullanım için taşınmasını kolaylaştırmak ve yasa dışı atık sevkiyatlarıyla daha iyi mücadele etmek. Bu, AB’nin kirliliğini yurt dışına ihraç etmemesini ve atıkların AB içinde ve dışında sürdürülebilir bir şekilde işlenmesini sağlarken yenilikçi bir döngüsel ekonomiye geçişi destekler. Önerilen önlemler, AB’den atık ithal eden üçüncü ülkelerde atık yönetimi için yüksek standartlar getirecek ve bu ülkeler için çevresel ve ekonomik faydalar sağlayacak. Bu önlemler ayrıca, AB’de birincil ham maddelerden (kömür, demir cevheri, boksit, kâğıt hamuru gibi) çok daha düşük karbon ayak izine sahip geri dönüştürülmüş malzemelerin alımını teşvik edeceğinden, sera gazı emisyonlarını azaltacak ve iklim hedeflerine ulaşılmasına katkıda bulunacak. AB’nin bazı atıkların ihracatına bağımlılığının önemli bir nedeni, AB’nin çok fazla atık üretmesi. Atık sevkiyatlarına ilişkin bu öneri, Avrupa Yeşil Anlaşması’ndaki atık üretimini azaltmaya yönelik genel AB hedefi ile uyumludur. Komisyon, bu amaca ulaşmak için, yeniden kullanılması veya geri dönüştürülmesi imkânsız atıklara neden olmamalarını sağlamak için ambalaj ve diğer ürünlerin tasarımını düzenlemek de dahil olmak üzere ek yeni kurallar önerecek.

2004’te 0,1 milyon ton olan hacmi 2021’de 1,3 milyon tona yükselen Pakistan, AB atıkları için bir hedef olarak belirgin bir şekilde büyüdü.
Tam tersine, AB’nin Çin’e yaptığı atık ihracatı 10.1 milyon tonluk zirveden düştü. 2009’da 2021’de 0,4 milyon tona
.

Atık ihracatına ilişkin teklifin ana önlemleri nelerdir? AB’den üçüncü dünya ülkelerine atık ihracatının sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesini sağlamak için aşağıdaki önlemler önerilmekte: OECD üyesi olmayan ülkeler için AB’den atık ihracatı, ülkenin AB’den tehlikeli olmayan atık ithalatına yönelik resmi bir talepte bulunması ve bu atıkların sağlıklı bir şekilde geri kazanılabileceğinin gösterilmesi şartına bağlı olacak. AB’den atık ithal etmeye yetkili ülkelerin bir listesi oluşturulacak.

Komisyon, AB’den OECD ülkelerine yapılan atık ihracatının seviyelerini izleyecek. Bu ülkelerden birine yapılan atık ihracatında, o ülkede ciddi çevre veya halk sağlığı sorunları riski taşıyan bir artış olursa, komisyon ilgili ülkede bu atığın işlenmesi hakkında bilgi isteyecek. Bu arıtmanın sürdürülebilir olduğuna dair bir garanti yoksa komisyon bu atığın ihracatını askıya alacak. AB ihracatçısı şirketler, AB dışına yaptıkları atık ihracatları için bağımsız denetimler yapmak zorunda kalacaklardı. Bu denetimler, tesislerin bu atığı çevreye duyarlı bir şekilde ele aldığını göstermelidir. AB şirketleri ancak bu durumda bu tesislere ihracat yapma yetkisine sahip olacak.

Yasadışı atık sevkiyatı ile mücadele için başlıca önlemler nelerdir? Yasadışı atık sevkiyatı ile mücadele etmek ve çevre suçlarını azaltmak için aşağıdaki önlemler önerilmekte: Avrupa Komisyonu, ilgili uzmanlığa sahip Avrupa Dolandırıcılıkla Mücadele Ofisi’nin (OLAF) yardımıyla, AB üye devletleri tarafından atık kaçakçılığı konusunda ulus ötesi soruşturmaları destekleyecek. Bu, AB’nin ve üye devletlerinin genel uygulama kapasitesini güçlendirecek ve uygulama için genellikle sınırlı olan kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayacak.

Yasadışı atık sevkiyatlarına karşı işbirliğini ve koordinasyonu artırmak için bir AB “Atık Sevkiyatı Uygulama Grubu” kurulacak. Bu grup, çevre, gümrük, polis ve diğer ilgili ulusal denetim makamarının yanı sıra Avrupa ve uluslararası kanun uygulama ağlarından oluşacak. Yasadışı atık sevkiyatına karşı idari cezalara ilişkin mevcut kurallar güçlendirilecek. İhlaller için uygulanacak cezaların türlerini ve düzeylerini belirlemek için ortak kriterler, cezaları daha caydırıcı ve AB genelinde tutarlı bir şekilde uygulayacak. Üye Devletler, suçlular için cezalar belirlerken bu kriterleri dikkate almalı. Caydırıcı cezai yaptırım türlerini sağlayacak olan Çevre Suçları Direktifi’nin revizyonu planlanmakta. Yürütme kurumlarının atık kaçakçılığıyla mücadelede birlikte çalışmasına yardımcı olmak için tasarlanan projelere daha sonra mali destek sağlanacak.

Teklif hangi atık akışlarını kapsıyor? Teklif her türlü atığı kapsıyor. Öneri, AB içinde tehlikeli ve diğer “bildirilmiş” atıkların (karışık belediye atıkları ve sınıflandırılmamış plastik atıklar gibi özel incelemeye tabi tehlikeli olmayan atıklar) geri dönüştürülmesini ve yeniden kullanılmasını kolaylaştıracak. Bu tür atıkların AB ihracatına ilişkin mevcut kurallarda önemli bir değişiklik yapılmayacak.

PLASTIK SANAYICILERI DERNEĞI (PAGDER)
BAŞKANI SELÇUK GÜLSÜN

UZMANLAR NE SÖYLÜYOR? Avrupa Yeşil Anlaşması Başkan Yardımcısı Frans Timmermans şunları söyledi: “İklim ve biyoçeşitlilik krizlerine karşı küresel mücadelede başarılı olmak için yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da hareket etme sorumluluğunu üstlenmeliyiz. Atık sevkiyatlarını yönetmeye yönelik yeni kurallarımız döngüsel ekonomiyi destekleyecek ve atık ihracatının başka yerlerde çevreye veya insan sağlığına zarar vermemesini sağlayacaktır.” AB’nin Çevre, Okyanuslar ve Balıkçılıktan Sorumlu Komiseri Virginijus Sinkevicius, AB’nin Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) üyesi olmayan ülkelere atık ihracatını yasakladığını belirtti. Sinkevicius, atık ihracatı yasağının atık yönetiminde dünya genelinde en sıkı düzenleme olduğunu söyledi. Sinkevicius, “Atıklarla kaynağı neredeyse orada ilgilenmeliyiz çünkü bir taraftan atık ihracatıyla döngüsel ekonomide yeniliği öldürüyorsunuz ve böylece döngüsel ekonominin atık yönetiminde AR-GE şansı kalmıyor. Diğer taraftan, atıkla baş ederken çevre kirliliğiyle kaynağında mücadele çok önemli ve atık yığınlarının gerçekten azaldığından emin olmamız gerek. Bu yüzden atık ihracatı yasağının işe yarayacağını düşünüyorum.” dedi. Küresel plastik atık konusunda varılacak bir anlaşmanın hem atıkların nakliyesi hem de atıklarla kaynağında baş edilmesi açısından önemli olduğuna dikkati çeken Sinkevicius, sözlerini şöyle sürdürdü: “Atıkları gönderip geri dönüşümle kurtuluyoruz diye kendimizi kandırmayalım. Çevre kirliliğiyle kaynağında baş etmemiz gerekiyor. Atık nakliyesi çözüm değil, sadece sorunu ötelemek. Dünyanın en nadide kumsallarında en iyi tanıdığınız bir ülkeye ait atık görmekten herkes utanmalı.”

2021 İHRACAT RAKAMLARI AB’nin istatistik servisi Eurostat tarafından yayımlanan verilere göre, Avrupa Birliği’nden AB üyesi olmayan ülkelere yönelik atık ihracatı, 2004’ten bu yana %77’lik bir artışla 33,0 milyon tona ulaştı. AB üyesi olmayan ülkelerin atık ithalatı 2004 yılından bu yana %11 artarak 2021 yılında 19,7 milyon tona ulaşmıştı. En fazla katı atık ihraç eden AB ülkeleri listesinde 6,3 milyon tonla Hollanda, 4,3 milyon tonla Belçika ve 3,3 milyon tonla Almanya ilk üç sırada yer aldı. AB’nin 2021 yılındaki katı atık ithalatı da artış gösterdi. 2012 yılında 14,7 milyon tonluk ithalat miktarı 2021’de 19,7 milyon tona ulaştı. Katı atık ithalatında 2,9 milyon tonla Hollanda yine birinci sırada yer alırken, 2,6 milyon tonla İsveç, 2,5 milyon tonla Almanya üçüncü sıraya yerleşti. AB’nin en fazla ihraç ettiği maddelerde demirli metaller, kâğıt ve karton, demir içermeyen metaller ve tekstil başı çekti. Diğer atıklar arasında mineraller, plastikler, kauçuk, ahşap, organik maddeler ve cam bulunuyor. AB’nin en fazla ithal ettiği maddelerde ise ilk sırada demirli metaller yer aldı. Bu maddeyi tanımlanmayan maddeler, ahşap ile kâğıt ve karton ürünleri takip etti. AB’ye en fazla demirli metal atık ve kâğıt ihraç eden ülke İngiltere oldu. Kâğıt atıklar açısından ise 2021’de en fazla ihracat Hindistan’a yapıldı. AB’nin toplam katı atık ihracatının yüzde 13’ünü oluşturan kâğıt ihracatında Hindistan’a 1,2 milyon ton, Endonezya’ya 0,9 milyon ton, Türkiye’ye ise 0,4 milyon ton atık ulaştı.

METAL HURDAYA BAĞIMLI HALE GELEBİLİRİZ” Avrupa Çelik Birliği (EUROFER) Genel Direktörü Axel Eggert, AB’nin atık sorunlarını daha düşük arıtma standartlarına sahip üçüncü ülkelere ihraç etmemesi gerektiğini söyledi. Çelik hurdasının AB standartlarına göre geri dönüştürülmesini sağlamanın çok önemli olduğuna vurgu yapan Axel Eggert şunları söyledi: “Çelik hurdası, taşıt, makine veya gemi gibi kullanım ömrünün sonuna ulaşmış, artık kullanılmayan veya yıkılmış yapılar, buzdolabı veya çamaşır makinesi gibi eski veya kırık ev aletleri, ambalajlar ve çelik üretim sürecindeki verim kayıplarından oluşan geri dönüştürülmüş çeliktir. Kısacası: milyonlarca ton doğal kaynaktan tasarruf edebilen ve milyonlarca ton CO2 emisyonunu önleyebilen çok değerli bir ikincil ham maddedir. Çelik %100 geri dönüştürülebilir ve herhangi bir özellik kaybı olmadan sonsuza dek yeniden kullanılabilir. Bu nedenle, çelik doğası gereği döngüseldir. Bugün AB çelik üretiminin yarısından fazlası (%57,6) geri dönüştürülmüş çelikten yapılmaktadır. Üçüncü dünya ülkelerine hurda ihraç etmek, AB’de ve küresel olarak Avrupa’dan daha düşük standartlara sahip birçok ülke için doğal kaynaklar, enerji ve CO2 emisyonlarından tasarruf etmek için büyük bir potansiyeli kaybetmek anlamına gelir. Stratejik özerkliğimizi güvence altına almak yerine, AB’nin hurda kıtlığı yaşama ve şu anda doğalgazda gördüğümüz gibi hurda fiyatlarının fırlamasıyla üçüncü ülkelere yeni bir bağımlılıkla sonuçlanma riskiyle karşı karşıyayız.

” SANAYİCİ NE SÖYLÜYOR? Türkiye, OECD’nin kurucu üyelerinden biri olduğu için AB’den ithalata devam edebilecek. Türk Plastik Sanayicileri Vakfı (PAGEV) Başkanı Yavuz Eroğlu, “Türkiye OECD üyesi olmasına karşın artık AB, atık gönderilmesi için Türkiye Çevre Bakanlığına soracak, İtalya’dan A firması sizin B firmanıza ‘Şu içerikteki plastik atığı ihraç etmek istiyor, uygun görüyor musunuz?’ diyecek. Çevre Bakanlığı da o firmanın kapasitesine, koşullarına bakacak, uygun bulursa izin verecek.” dedi. Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER) Başkanı Selçuk Gülsün ise şu açıklamaları yaptı: “Açıkçası AB’nin söz konusu düzenleme ile iki ayrı hedefi olduğunu söylemek mümkün. İlki AB ülkelerinin özellikle Güneydoğu Asya’da yer alan ve atık yönetim altyapısı yeterli olmayan ülkelere gerçekleştirdiği atık ithalatı neticesinde oluşan görüntüler sebebiyle bozulan imajının düzeltilmesi. İkincisi ve bizce daha önemli olanı ise AB ülkelerinin bu önemli kaynağın farkına varmış olması ve özellikle önümüzdeki dönemde gelecek olan ikincil ham madde kullanım kotalarına yönelik olarak ham madde kaynaklarını garanti altına almak istemesi. Ülkemizde son yapılan düzenlemeler neticesinde ithal edilen atıkların kazanımı ile ilgili sorunlar ortadan kalkmış olduğu için ilk etapta etkilenmeyebiliriz. Lakin bu süreçte özellikle dış basın kaynaklı ve kamuoyu algısını yönetmeye yönelik haberleri de göz ardı etmemek lazım. Diğer önemli konu ise söz konusu uygulamanın ülkemiz geri dönüşüm sektörü açısından orta ve uzun vade sonuçlarıdır. Malum bu uygulama ile AB atıklarını kendi içinde geri dönüştürmeyi hedeflemektedir. Önümüzdeki yıllarda hayata geçirilecek olan ikincil ham madde kullanım kotaları ise AB dışına atık ithalatını neredeyse sıfır seviyesine indirecektir. Bu durumda ülkemiz geri dönüşüm sektörünün yeterli atık temin edemediği için yavaşlaması ve hatta durma noktasına gelmesi olasıdır. Bu kapsamda ülkemizde etkin bir kaynağında ayrıştırma sisteminin kurulması büyük önem arz etmektedir. Aksi halde bu durumdan sadece geri dönüşüm sektörü değil bu sektörün girdi sağladığı diğer sektörler de olumsuz etkilenecektir. Plastik geri dönüşüm sektörümüz çok sayıda ülkeden ham madde ithal ediyor olsa da ana kaynağının Avrupa ülkeleri olduğu bilinen bir gerçek. Avrupa ülkelerinde kaynağında ayrıştırma yolunda ciddi bir mesafe kat edilmiş olması sebebiyle sanayicimiz bu ülkelerden yüksek kalitede ve sürekliliği olan ham madde temin edebiliyorlar. Ayrıca bu ticaretin yıllardır sürüyor olması ve Avrupa’nın kaliteli geri dönüşümlük ham madde noktasında tüm dünyadaki en iyi kaynak olmasından da hareketle buradan ithalatın kesilmesi durumunda telafisinin çok mümkün olmadığını söylemek mümkün. Kaldı ki tüm dünyada küresel markaların ikincil ham madde kullanımına yönelmesi neticesinde dünyada atık ticaretinin yavaşlayacağını ve bu ürünlerin yerelde işleneceğini söyleyebiliriz. Bu kapsamda ülkemizde çöpe giden geri dönüştürülebilecek nitelikteki atıkların ekonomik değerinin farkına varmalı ve etkin bir kaynağında ayrıştırma sistemi kurmak suretiyle geri dönüşümlük ham madde ihtiyacımızı yerelden karşılayabilecek hale gelmeliyiz.

TÜRKIYE ÇELIK ÜRETICILERI DERNEĞI (TÇÜD)
GENEL SEKRETERI DR. VEYSEL YAYAN

ATIK ÇELİK İTHAL EDEN SEKTÖR NE DİYOR? AB’nin bu yasağından en çok hangi sektör etkilenecek, AB tam olarak neyi hedefliyor peki? Bu soruyu Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Genel Sekreteri Dr. Veysel Yayan’a sorduk. Yayan, AB’nin söz konusu ihracat yasağı ile birlikte, atıkların üçüncü ülkelere sevkiyatını engelleyerek döngüsel ekonomiyi destekliyor gibi görünmeye çalıştığı görüşünde. Yayan, AB’nin aslında hurda fiyatlarının düşmesini ve böylelikle AB çelik sektörünün daha rekabetçi bir konuma erişmesini sağlamayı hedeflediğini söylüyor. Veysel Yayan, şöyle devam ediyor: “Diğer taraftan AB’nin hurda ihracatını yasaklaması, AB’deki hurda toplayıcılarının gelirlerinin keskin bir şekilde düşmesine yol açarak, çevre yatırımlarının azalması ve hurda üretiminin gerilemesi sonucunu doğuracak. Bu yönü ile dolaylı yoldan çevreye zarar verecektir. Sonuç olarak söz konusu kısıtlama, Yeşil Mutabakat hedeflerine ulaşmayı değil, Avrupa’daki çelik üreticilerine kaynak yaratmayı hedeflemekte. Dolaylı bir devlet yardımı niteliği taşıdığından, serbest ve adil ticaret ilkelerine aykırı olmaktadır.” AB’nin bu uygulaması Türkiye’yi ne şekilde etkileyeceği, Türk üreticilerin ham madde bulmasında sıkıntı yaşayıp yaşamayacağına ilişkin olarak da Veysel Yayan şunları söyledi: “Türk çelik sektörü, üretiminin %70’ini EAO’lı tesislerde gerçekleştirmekte. Türkiye yeterli hurda kaynaklarının bulunmaması sebebiyle, ham madde ithalatına bağımlı durumda bulunmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da ağırlıklı olarak ark ocaklı kuruluşların kapasitelerinde artış beklendiğinden, hurdanın serbest piyasa şartlarında temin edilebiliyor olmasının önemi daha da artmış bulunmaktadır. 2021 yılında Türkiye toplam 25 milyon ton seviyesindeki hurda ithalatının, 13,1 milyon tonunu AB’den gerçekleştirmiştir. %50’si AB’den ithal edilen hurdanın, sıfır karbon hedefi öne sürülerek, korumacı uygulamalar kapsamında ihracatının engellenmesi, çelik sektörümüz üzerinde ağır tahribata yol açacaktır. Hurda ithalatında en büyük tedarikçimiz konumunda bulunan AB’nin, hurda ithalatını yasaklaması halinde, alternatif pazar arayışı söz konusu olacaktır. İthalata bağımlılığın azaltılabilmesini teminen, yurt içinde hurda üretiminin arttırılması, hurda ihtisas bölgelerinin ve hurdanın içindeki kirletici elementlerin ayrılmasını mümkün kılacak alt yapıların ve maliyetleri dengeleyebilmek için hurdanın toplanmasını kolaylaştırıcı, çevreyi daha temiz tutmaya yönelik etkili yaklaşımların oluşturulması, üretimin kesintisiz sürdürülebilmesi açısından önem taşımaktadır. Diğer taraftan, hurda tedarikinde yeterli imkânın olmaması, hurda girdisinin tedarikinde zorlanılması halinde, kömür kullanılmaksızın, cevherden, DRI, HBI üretimi ile hurdanın ikame edilmesi de, alternatif çözüm olabilecektir.” Metal Ambalaj Sanayicileri Derneği (MASD) Genel Sekreteri Sadi Beceren ise daha farklı görüşte. Beceren, bu yasakla AB ülkelerinin atıklarının üçüncü ülkelere ihraç edilmeyeceğini, AB’nin temiz ve döngüsel bir ekonomiyi sağlamayı amaçladığını söylüyor. Beceren, Türkiye’deki metal, plastik, kağıt, karton gibi atıkları ham madde üretiminde kullanan tesislerin bu ihtiyaçlarını başka ülkelerden temin etmek durumunda kalacaklarına işaret ediyor. Beceren, “Kısa vadede ham madde sıkıntısı oluşacağı muhakkak fakat iyi planlamayla adaptasyon sürecini kısa sürede atlatmak mümkün olabilecektir.” dedi. Demir, çelik ve alüminyum üreticilerinin bu dönemde en çok etkilenecek sektörler olacağına dikkat çeken Sadi Beceren, “Alternatif tedarik kanalları bulmak ve Türkiye’de döngüsel ekonomiyi geliştirip çalıştırarak ihtiyaçlarını karşılamak mecburiyetinde kalacaklar. MASD’nin konusu metal ambalaj ve özelikle kalay ve krom kaplı ambalaj çeliği. Bunlar döngüsel ekonominin en iyi örneklerinden. Yüksek fırında üretilen çeliğin içeriğindeki düşük atık metal oranı nedeniyle zaten AB’den ziyade başka bölgelerden gelen demir, çelik atıkları kullanılıyor. Dolayısıyla yerli üretimin fazla etkilenmeyeceğini düşünüyorum.” şeklinde konuştu.

KAĞIT AMBALAJDA MALİYETLER ARTABİLİR

Oluklu Mukavva Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Buğra Sükan tüm sektörleri etkileyecek bu düzenleme sonrası maliyetlerin artabileceğine işaret etti. Sükan, “Eğer bahsedildiği gibi uygulanırsa ham madde kısıtlaması olacak, bu da hem bulunurluğa hem de fiyatlara yansıyacaktır.” dedi. OMÜD Başkanı Buğra Sükan, AB’nin atık ihracatı yasağı ile tam olarak neyi hedeflediği konusunda şu açıklamaları yaptı: “Türkiye 2000’li yıllarda Avrupa Birliği’ne uyum sürecindeyken atık yönetimi ve geri dönüşüm politikaları alanında oldukça yol kat etti. Yeni yönetmelikler çıkarıldı, ulusal atık toplama ve geri dönüşüm alt yapıları kurgulandı, çeşitli uygulamalar geliştirildi. O dönemde birçok geri dönüşüm tesisi kuruldu. Oluşan geri dönüştürülebilir atıkların bu tesisleri besleme kapasitesine yönelik istatistiksel çalışmalar yapıldı. Ancak atık toplama alt yapısı o günlerden beri bu tesisleri besleyecek kadar geliştirilemedi. Bunun birçok sebebi var. Türkiye yüz ölçümü büyük, sosyoekonomik açıdan bölgesel farklılıklar gösteren, atık yoğunluğu değişken bir ülke. Ayrıca atık toplama ve ayırma operasyonu benzine ve iş gücüne dayalı olduğu için oldukça maliyetli bir iş. Buna ilave olarak, Türkiye ihracatta güçlü bir ülke, daha da güçlü olmayı hedefliyor. Ürünler ihraç edilirken kullanılan oluklu mukavva ambalajlar yurt dışında atık haline dönüşüyor ve bize geri dönmüyor. Dolayısıyla orada önemli ölçüde hacim kaybediyoruz. Toplama operasyonunun yeterli olmaması, ihracatla kaybettiğimiz kağıt hacmi ve kağıda olan talebin her gün artması sebebiyle ülkemizin kağıt atık ithal etmek durumunda olduğu aşikardır. Son dönemde basına yansıyan görüntülerde gördüğümüz, içeriği karmaşık, türünü tanımlamanın zor olduğu ve geri dönüşüme uygun olmayan çöplerin bize gönderildiğine dair haberler hem ülkemizde hem de Avrupa’da yankı uyandırdı. Bizdeki tepkilerin yanı sıra Avrupa vatandaşları da kendi ülkelerinin başka ülkeleri “kirletmesine” razı olmadı. Bu sebeple Avrupa ülkeleri buna bir kısıtlama getirmek istiyor. Ancak bu düzenleme yapılırken gönderilen atığın içeriği, niteliği dikkatlice gözden geçirilmeli. Geri dönüştürülemeyen çöplerin ülkemize gelmesini bizler de istemeyiz. Ancak bu, ithal edilen tüm atıklar için geçerli değil. Burada atıkla çöpü birbirinden ayırmak çok önemli. Avrupa’da geri dönüşüm için toplanmış, nitelikli atık kağıtların, kurallara uygun bir şekilde toplanması, tasnif edilmesi ve ülkemizdeki tesislerde geri dönüştürülerek yeniden ham madde elde edilmesi sanayiyi besleyen bir iş. Eğer bahsedildiği gibi uygulanırsa ham madde kısıtlaması olacak, bu da hem bulunurluğa hem de fiyatlara yansıyacaktır. Bizler oluklu mukavva ambalaj sektörü olarak tedarik zincirindeki tüm sektörlere hizmet veriyoruz. Tedarik zincirinde aksamalar veya kağıt yetersizliğinden fiyatlarda artışlar olabilir. Ayrıca Türkiye’nin ihracattaki rekabetçi pozisyonu bu durumdan olumsuz etkilenebilir. Bu yüzden bir an önce AB yetkilileriyle atık ihracatının serbest olması yönünde görüş birliğine varılmalıdır. Şu anda ham madde bulunurluğunda sorun yaşamıyoruz. Ancak bu konuyu takip ediyoruz. Olası bir kısıtlama halinde başka ülkelerden ithalat yapılabilir ancak bu maliyetleri artıracaktır. Ayrıca Avrupa ülkelerinden gelen geri dönüşümlük kağıtların kalitesi yüksek. Yeni ithalatlarda benzer kaliteyi yakalamak gerekecek. Daha önce de benzer konular gündeme geldiğinde sektör temsilcileriyle bir araya gelerek durumu istişare etmiştik. Bu aslında birçok sektörü doğrudan etkiliyor. Başta kağıt ve ambalaj sektörü olmak üzere tedarik zinciri ve satılan tüm ambalajlı ürünlerin tedarikinde sorunlar yaşanabileceği için akılcı davranmakta fayda var. Bu sebeple böyle kısıtlamaların olası sonuçlarını yetkili mercilere anlatarak ilerliyoruz. Yetkililerin bu mesajları Avrupa Birliği’ne iletmesini önemli buluyoruz.”

METAL AMBALAJ SANAYICILERI DERNEĞI
(MASD) GENEL SEKRETERI SADI BECEREN
OLUKLU MUKAVVA SANAYICILERI DERNEĞI
YÖNETIM KURULU BAŞKANI BUĞRA SÜKAN