GERİ DÖNÜŞÜMDE YENİ ENGEL: DIWASS

21 Nisan 2026


BIR Kağıt Bölümü Yönetim Kurulu Üyesi ve VIPA CEO’su Marc Ehrlich

Avrupa’nın geri dönüştürülmüş kâğıt ihracatına getirdiği yeni düzenlemeler, serbest ticareti kısıtlarken Türkiye’nin ithalatçı konumunu zorlayabilir; ancak OECD avantajı, Türk kâğıt sanayisi için stratejik bir fırsat sunuyor.

Avrupa ülkelerinin (Birleşik Krallık dahil) geri kazanılmış kağıdın başlıca ihracatçıları olduğu ve her yıl toplam 6 ila 8 milyon ton arasında sevkiyat gerçekleştirdiği bir sır değildir. Aynı zamanda Türkiye, kağıt endüstrisi için bu hammaddenin önemli bir ithalatçısı haline gelmiştir.

İlk bakışta, bu durumun Türkiye’deki geri dönüşüm kapasitesinin yetersizliğini ya da atık ayrıştırma konusunda halkın farkındalığının eksikliğini yansıttığı düşünülebilir. Ancak böyle bir yorum, Türk endüstrisinin temel özelliklerini göz ardı etmektedir: Dinamik, yenilikçi, rekabetçi ve her şeyden önce güçlü bir şekilde ihracata yönelik.

Bu neden önemlidir? Çünkü endüstriyel üretim ambalaj gerektirir. Mallar ihraç edildiğinde, bunları korumak için kullanılan ambalajlar ürünle birlikte ülke dışına çıkar. Sonuç olarak, bu ambalajlar yurt içi atık akışına geri dönmez ve yerel olarak geri dönüştürülemez. Bunun anlamı basit: İhracatçı ekonomiler, doğası gereği geri dönüştürülebilir malzemelerinin bir kısmını “ihracat” eder.

Bu arada, Avrupa kağıt endüstrisi, Avrupa içinde üretilen geri kazanılmış kağıdın kendileri için düşük maliyetle hazır bulunması gerektiğini varsayma eğilimindedir. Ayrıca, çevresel baskı gibi yanıltıcı bir bahane altında, Avrupa mevzuatı bu varsayımı destekleyecek şekilde körü körüne ve giderek artan bir şekilde gelişmiştir; bu mevzuat genellikle daha karmaşık ve kısıtlayıcı hale gelmiştir. Sonuç olarak, sağduyu bazen ikinci plana atılabilmektedir. Avrupa’daki geri dönüşüm şirketleri, yatırımlarını sürdürmek için açık ve rekabetçi pazarlara güvenmektedir, ancak mevcut düzenleme eğilimleri kağıt endüstrisi lobisinin çıkarlarını destekliyor gibi görünmektedir.

Bunun somut bir örneği, işlenmiş geri kazanılmış kağıdı “atık” olarak sınıflandırmaya devam eden ve daha yakından incelenmesi gereken birkaç önemli önlemi getiren 1157/2024 sayılı Atık Sevkiyat Yönetmeliği’dir.

İlk olarak, DIWASS elektronik sisteminin devreye girmesiyle eski Ek VII belgeleri yerini almıştır. İzlenebilirliği artırmayı amaçlasa da yükleme işleminden iki gün önce sevkiyat ağırlığını ve kamyon kimlik numarasını beyan etme gibi absürt bir gereklilik gibi pratik zorluklar ortaya çıkarmaktadır! Sistem o kadar karmaşık olduğu ortaya çıktı ki, uygulaması şimdiden Mayıs 2026’dan, yıl sonuna ertelendi.

İkincisi, yönetmelik ithalat tesisleri (yani kağıt fabrikaları) için zorunlu denetimler getiriyor. Ancak, ayrıntılı kriterler hala belirsizliğini koruyor. CO₂ emisyonlarının Avrupa standartlarına uyumlu hale getirilmesi gibi gerekliliklerin, AB dışındaki birçok tesis için gerçekçi olmayabileceğine dair endişeler bulunmaktadır.

Üçüncüsü, yönetmelik, tamamen belgelemeyle ilgili ihlaller de dahil olmak üzere, uyumsuzluk durumlarında cezalar ve cezai suçlar öngörmektedir. Bu durum, çevresel bir zarar söz konusu olmadığı durumlarda bile ek operasyonel riskler yaratmaktadır.

Buradaki amaç,  “fiili” bir ihracat yasağına yol açmaktır.

İlginç bir şekilde, bu durum önlenebilirdi. AB mevzuatı teorik olarak geri kazanılmış kağıdın “atık” değil, “atık statüsünden çıkmış” bir ürün olarak sınıflandırılmasına izin vermektedir. Böyle bir statü, sıkı kalite kontrollerine, EN 643 standartlarına uyuma ve uygun sertifikasyon programlarına dayanacaktır. Bu yaklaşım İtalya’da ulusal düzeyde halihazırda uygulanmaktadır. Yine de Avrupa düzeyinde bu sınıflandırmaya karşı direnç hâlâ güçlüdür. Mevcut statükonun sürdürülmesinden kimin yarar sağladığını sormakta fayda var mı?

Bununla birlikte, Türkiye için potansiyel bir fırsat bulunmaktadır. OECD üyesi olarak ülke, yönetmelikte atıfta bulunulan bir “denetim muafiyeti” mekanizmasından yararlanabilir. Bu hüküm, ithalatçılar üzerindeki düzenleyici yükü önemli ölçüde azaltabilir. Bu nedenle, Türk kağıt endüstrisinin bu avantajı güvence altına almak ve gelecekteki riskleri azaltmak için ulusal makamlarla proaktif bir şekilde işbirliği yapması tavsiye edilir.