KARBONU YAKALAMAK VE SAKLAMAK

20 Ocak 2024

Kaynağında yakalanıp, tanklara sıkıştırılması ile karbondioksit gazının atmosfere salımı engellenebiliyor. Bu uygulama ile sera gazı mücadelesine ufak da olsa katkı sağlanmış olunuyor. Toplanan karbonlar eski petrol ve doğalgaz kuyularına tabir caizse şırınga ediliyor. Havaya karışması önlenerek yer altında kullanılmamak üzere depolanıyor.

İklim değişikliğine yol açan en önemli sebeplerden biri atmosfere salınan karbondioksit ve metan gibi gazlardır. Dünyayı sera gibi kaplayan bu gazlar güneşten gelen ışınların uzaya dönmesine engel olduğu için yeryüzünde sıcaklığın artmasına yol açıyor. İklim değişikliği ile mücadelenin temelinde de bu gazların kullanımını azaltmak var. Bu gazlara yol açan kömür ve petrol kullanımını azaltmak ve yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmak küresel ısınmanın önüne geçmek için en önemli çalışma. Karbondioksitin toplanması ve atmosfere salınmasının önlenmesi de küresel ısınma ile mücadele kapsamında yürütülen çalışmalardan.

Yaklaşık elli yıllık bir geçmişe sahip karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojileri (CCUS) ile karbon yakalama ve depolama teknolojileri (CCS); başta enerji üretimi, gaz işleme, endüstri ve karbondioksit giderimi olmak üzere birçok farklı alanda, ölçekte ve farklı amaçlarla kullanılıyor. Ama yüksek maliyetli olması, çok verim alınamaması hala kafalarda soru işareti olarak kalıyor.

Günümüzde halen yatırım maliyetleri yüksek olan ve geliştirilmesi gereken endüstriyel ölçekli karbon yakalama ve depolama teknikleri genel olarak üç başlık altında incelenebilir. Bunlar, Yakma Öncesi Yakalama (Pre-Combustion CO2 Capture), Yakma Sonrası Yakalama (Post-Combustion CO2 Capture) ve Oksi-yakıt Yakma Tutumu (Oxy-fuel) teknikleridir. Bu teknikler günümüzde halen geliştirme aşamasında.

Karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) genellikle fosil yakıtları veya biyokütleyi yakıt olarak kullanan enerji üretimi veya endüstriyel tesislerde mümkün.  Yakalanan CO2, sahada kullanılmadığı takdirde sıkıştırılır ve boru hattı, gemi, demiryolu, kamyonlarla çeşitli uygulamalarda kullanılmak üzere taşınır. Veya tükenmiş petrol ve gaz rezervuarları ya da tuzlu yeraltı suları gibi derin jeolojik oluşumlara enjekte edilir.

İklim uzmanlarının hazırladığı yeni bir rapora göre, küresel ısınmaya neden olan atmosferdeki karbondioksiti (CO2) yakalamak için kullanılan teknolojilerinin daha hızlı geliştirilmesi ve bu alanda daha fazla yatırım yapılması gerekiyor. Raporda bilim insanları, iklim krizinin önüne geçmek için artık sadece karbondioksit emisyonlarını azaltma hedefinin yeterli olmadığını belirtiyor. Karbondioksiti azaltmanın yanı sıra, atmosfere saldığımız karbonun yakalanması gerekiyor. Normal şartlarda doğa bunu kendi başına yapıyor, ancak günümüzde karbonun atmosfere yayıldığı hıza yetişemiyor. Raporu hazırlayanlardan Oxford Üniversitesi’nden Dr. Steve Smith, küresel ısınmayı 2 derece santigratta sınırlamak ve azaltmak için küresel emisyonları hızla azaltmamız gerektiğini söylüyor. Smith, “Ancak bu çalışmamızın tespitleri, karbon yakalama yöntemlerini artırmamız gerektiğini de gösteriyor. Bu yönde potansiyeli olan çok sayıda teknoloji bulunuyor.” diyor.

Bilim insanları arasında dünyanın karbondioksit emisyonları nedeniyle ısındığı konusunda fikir birliği var. Karbon emisyonları 2021 yılında 33 milyar ton olarak kaydedildi. Ancak atmosferden, doğa aracılığıyla yakalanan karbonun yalnızca 2 milyar ton olduğu tahmin ediliyor. Karbon emisyonunda “net sıfırı” yakalayana kadar, yani atmosfere saldığımız ve bertaraf ettiğimiz karbondioksit oranını eşitleyene kadar küresel sıcaklıkların artması öngörülüyor.

Birleşmiş Milletler’in (BM) en güncel iklim raporuna göre, gerçek anlamda “net sıfır”a ulaşmamız yolunda, karbon salımını kolayca sıfırlayamayacak olan bazı sektörlerin açığını kapatmak için karbondioksit yakalama teknolojilerine ihtiyacımız olacak.

Karbondioksit şu anda yalnızca doğa tarafından yakalanıyor ve depolanıyor.

Fakat doğanın da sınırları var. Bazı iyimser uzmanlar, ağaç dikimi gibi girişimler sayesinde 2050 yılına kadar doğada karbon yakalamanın ikiye katlanabileceğini öne sürüyor, ama bunun da yeterli olmayacağı tespit ediliyor.

Uzmanlar, küresel sıcaklık artışını sınırlamak ve düşürmek için yeni teknolojilere yatırım yapılması gerektiğini aktarıyor. Raporda detaylandırılan bu teknolojiler oldukça yeni ve henüz çok azı kullanımda. Bu teknolojilerden BECCS (biyoenerji ile karbon yakalama ve depolama) karbon depolayan toprak ve odun peleti gibi organik maddelerin yakılarak enerji üretmesi ile karbon yakalamayı birleştiriyor.

Bazı diğer seçenekler arasında karbonun toprakta depolanmadan önce havadan çekildiği dev tesisler; karbonu hapseden, özel olarak işlenmiş kömür kullanımı; ve “gelişmiş kaya ayrışması” diye adlandırılan, kabaca doğal erozyonla meydana gelen karbon giderme yöntemi bulunuyor.

Dünya genelinde karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) uygulayan yaklaşık 40 ticari tesis bulunmakta. Çeşitli gelişim aşamalarındaki 500’den fazla proje daha hayata geçirilecek. Ocak 2022’den bu yana proje geliştiricileri, yılda yaklaşık 125 Mt CO2 yakalayacak yaklaşık 50 yeni yakalama tesisinin 2030 yılına kadar faaliyete geçmesi hedefini duyurdu. Bununla birlikte, böyle bir seviyede bile, CCUS dağıtımı, 2050’ye Kadar Net Sıfır Emisyon (NZE) Senaryosu’nda gerekli olan yılda  yaklaşık 1,2 Gt CO2’nin önemli ölçüde altında (yaklaşık üçte biri) kalacak.

AB DE ABD DE BÜYÜK ÖNEM VERİYOR

Avrupa, iddialı Avrupa Yeşil Anlaşması gündeminin bir parçası olarak son iki yılda karbon yakalama, uzaklaştırma ve depolamaya yönelik desteğini artırdı. Planlama aşamasında olan bir düzineden fazla proje var. AB İnovasyon Fonu’nun desteklediği, Kuzey Işıkları Projesine büyük önem veriliyor. AB İnovasyon Fonu’nun ilk turuna yapılan tüm başvuruların beşte birinden fazlası karbon yakalama, uzaklaştırma ve depolama projeleri içindi. Aynı zamanda, mevcut projelere katılarak veya uzmanlık geliştirerek alana yeni aktörler giriyor. Örneğin Microsoft’un Kuzey Işıkları Projesi’ne katılması sektör için önemli bir ivmenin sinyalini verdi. 

Avrupa bu net sıfır ivmesine öncülük edip bazı sağlam temeller oluştururken hem AB’nin hem de tek tek Avrupa ülkelerinin, karbon yakalama ve depolamayı ölçeklendirmek için teknoloji dağıtımına özel daha iddialı politika yaklaşımları tasarlaması gerekecek.

Karbon Yakalama, Kullanım ve Depolama (CCUS) endüstrisinin Avrupa ticaret organı Karbon Yakalama ve Depolama Birliği (CCSA) karbon yakalama, kullanım ve depolama çalışmalarının Net Sıfır hedefine en az maliyetle ulaşmak için hayati önem taşıyan önemli bir düşük karbon çözümü olduğu açıklamasını yapıyor. CCSA’nın CCUS ile ilgili yaptığı açıklama şöyle: ¨Temiz enerjinin, temiz ürünlerin (çelik ve çimento gibi) ve temiz hidrojenin üretilmesini sağlar; bunlar daha sonra ısıtma ve ulaşımda karbondan arındırmak için kullanılabilir. Ayrıca CCUS, Depolamayla Doğrudan Hava Yakalama (DACS) veya CCS ile Biyoenerji (BECCS) yoluyla sera gazının atmosferden uzaklaştırılmasını da sağlar. CCSA, CCUS’un ticari dağıtımını hızlandıran önde gelen Avrupa birliğidir. CCUS’un net sıfır hedeflerine ulaşmak ve bölgeler ve ülkeler genelinde sürdürülebilir büyüme sağlamak için gereken hızda ve ölçekte geliştirilmesini ve dağıtılmasını sağlamak için üyelerle, hükümetlerle ve diğer kuruluşlarla birlikte çalışıyoruz.

CCSA’nın hâlihazırda karbon yakalama, boru hattı ve gemi yoluyla CO2 taşımacılığı, kullanım, jeolojik depolama ve diğer kalıcı depolama çözümlerinin farklı uygulamalarını araştırmak ve geliştirmek konusunda aktif olan 100’den fazla üye şirketi ve ayrıca yönetim, hukuk ve finans kuruluşlarından üyeler bulunmaktadır.¨

ABD, 45Q vergi kredisi gibi dağıtıma yönelik politikalar sayesinde, 13 karbon yakalama tesisiyle ve çeşitli sektörlerde yaklaşık 30’u da inşaat halinde olan tesisiyle dünya lideri olmaya devam ediyor. Geliştirilmekte olan projelerin çoğu karbondioksiti tuzlu jeolojik depolamayı planlıyor ve bu da bu tür depolama tesislerinin ticarileştirilmesine doğru bir değişimin sinyalini veriyor. ABD hükümeti karbon yakalama, uzaklaştırma ve depolama teknolojilerini ticarileştirmek için dünyadaki diğer tüm hükümetlerden daha fazlasını yapmış durumda. 2020’nin sonunda Kongre’de kabul edilen devasa Omnibus tasarısı, önümüzdeki beş yıl boyunca karbon yakalama, uzaklaştırma ve depolama için yaklaşık 6 Milyar dolarlık yetki içeriyordu. Bu, teknolojileri türünün ilk örneği olmanın ötesine taşımak için tanıtım finansmanını da içeriyordu.

CCUS çalışması yürüten ülkeler şunlar: 

Amerika Birleşik Devletleri, 2021 Altyapı Yatırımı ve İş Kanunu kapsamındaki yeni finansman ve 2022 Enflasyon Azaltma Kanunundaki olumlu CCUS vergi kredisi değişiklikleri de dahil olmak üzere, 2022 yılında CCUS proje gelişimini artırması beklenen önemli fırsatları duyurdu.

Avrupa Birliği Mart 2023’te Net Sıfır Sanayi Yasasını başlattı ve 2030 için yıllık 50 Mt CO2 /yıl CO2 enjeksiyonu hedefi ve CCUS için geliştirilmiş izin prosedürleri önerdi. Ek olarak, Danimarka’daki Greensand Projesi’nin pilot aşaması Mart 2023’te faaliyete geçti ve CO2’nin Danimarka Kuzey Denizi’ndeki tükenmiş bir petrol sahasında depolanmak üzere Belçika’dan taşınması sağlandı. 

Birleşik Krallık, CCUS projelerinin erken dağıtımı için 2023 Bahar Bütçesinde 20 milyar İngiliz Sterlini açıkladı. 

Endonezya, CCUS’a yönelik yasal ve düzenleyici çerçevesini Mart 2023’te tamamlayarak bölgede CCUS faaliyetleri için bir çerçeve oluşturan ilk ülke oldu.  

Çin’de 2023’te üç yeni proje faaliyete geçerken, Japonya bunların ticarileştirilmesine yönelik destek için yedi aday proje seçti.

Şu anda küresel olarak faaliyette olan yaklaşık 40 ticari yakalama tesisi bulunmakta. Toplam yıllık yakalama kapasitesi 45 Mt CO2’nin üzerinde. Yedi yeni büyük ölçekli (yılda 100.000 t CO2’nin üzerinde ve 1.000 tCO2’nin üzerinde yakalama kapasitesi) ABD’deki Red Trail Enerji Projesi, Belçika’daki Arcelor LanzaTech Carbalyst (Steelanol) projesi, ABD’deki Global termostat DAC pilot projesi ve ABD’deki dört proje dahil olmak üzere yakalama tesisleri Ocak 2022’den bu yana çevrimiçi hale geldi. Çin’de ise Sinopec Qilu Petrokimya Shengli tesisi, Jiling Petrokimya CCUS tesisi, CNOOC Enping petrol sahası ve Çin Enerji Taizhou enerji santralinde karbon yakalama uygulanıyor. Ocak 2022’den bu yana 2030 yılına kadar faaliyete geçmeyi hedefleyen 50’den fazla yeni yakalama tesisi açıklanmış olsa da mevcut projelerin hazırlık süreci, 2030’daki Yeni Zelanda Senaryosu gereksiniminin yalnızca üçte biri civarında.  

EN BÜYÜK TESİS ABD’DE İNŞA EDİLİYOR

Dünyanın en büyük karbon yakalama tesisi Teksas’ta inşa ediliyor. Tesis her yıl toprağa 500.000 ton karbondioksit enjekte edecek. Bu çalışma atmosferdeki fazla karbondioksiti (CO2) ortadan kaldırmaya yönelik dünyanın hayata geçirdiği şimdiye kadarki en büyük proje. Projenin yaratıcılarına Biden yönetiminden fon sağlandı. Doğrudan hava yakalama (DAC) adı verilen bir süreçle, büyük miktarlarda havayı yutmak ve gezegeni ısıtan karbonu buradan çıkarmak için devasa fanlar kuruluyor. 2025’te tam olarak faaliyete geçtikten sonra yılda 500.000 ton CO2’yi atmosferden uzaklaştırmayı amaçlayan Stratos adlı projenin 1 milyar dolara mal olması bekleniyor.

Bir başka büyük projeyi ise  Shell ve ExxonMobil hayata geçirmek istiyor. Porthos isimli proje kapsamında iki dev şirket karbondioksiti Kuzey Denizi altında depolamak için Hollanda Roterdam liman alanının altına bir boru hattı inşa etmek istiyor.

İsviçreli Climeworks şirketinin İzlanda’da hayata geçirdiği Orka isimli ilk projesi büyük ilgi çekti. Yılda 4 bin ton karbondioksit yakalayan proje sonrası Climeworks 650 milyon dolarlık destek alarak yeni projeye başladı. Şirket şu anda İzlanda’da Mammoth adı verilen ikinci doğrudan havadan karbon yakalama tesisini inşa ediyor. Tesis, yıllık 36 bin ton karbondioksit yakalama kapasitesi ile tasarlandı. Climeworks’ün teknolojisi, her boyutta tesis oluşturmak için istiflenebilen modüler CO2 toplayıcıları kullanıyor. Climeworks’ün nihai hedefi 2050 yılına kadar bir gigaton CO2 yakalama kapasitesine ulaşmak.

Ağaç dikiminden, karbondioksiti toprağa çekmeyi sağlayan tarım pratiklerine kadar bir dizi doğal yöntem, atmosferdeki karbondioksiti azaltmanın basit ve ucuz yöntemleri olarak uygulanıyor.

Karbon nasıl yakalanıyor? Süreç endüstriyel kaynaktan salınan gazı, içinde çözücü madde bulunan bir emiciye göndermekle başlıyor. Bu gazın içindeki karbondioksit toplanıyor, diğer gazlar geri bırakılıyor. Sonrasında çözücü madde, karbondioksitten ısı kullanarak ayrıştırılıyor ve geri dönüştürülerek yeniden kullanıma sokuluyor. Arıtılmış karbondioksit ise yerin altında, kayalarda depolanıyor.

Uluslararası Enerji Ajansı’nda Karbon Yakalama ve Depolama Bölümü Başkanı Samantha McCulloch, “Birçok farklı yöntem var ve en yaygını fosil yakıtlar kullanan endüstriyel tesislerden çıkan karbondioksiti yakalamak.” diyor.

McCulloch “Diğer bir yöntem ise doğrudan havadaki karbondioksiti ayrıştırmak. Her iki yöntemde de karbondioksiti yerin altındaki jeolojik oluşumlarda depolayarak, gezegenin ısınmasına neden olan karbon döngüsünden kopartmış oluyoruz.” diyor. McCulloch, “Karbon yakalamanın önündeki en büyük sorun, maliyeti. Sadece yakalama tesisleri değil, depolama için de ciddi bir yatırım gerekiyor. İlerleme gördük ancak bu teknolojinin hâlâ çok erken bir dönemindeyiz.” diyor.

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporu

 ilk kez karbon giderimi teknolojilerinin kullanımını tavsiye etmiş oldu. Çelik, çimento gibi ağır endüstrilerin neden olduğu emisyonları azaltmanın ancak CCS gibi teknolojilerle mümkün olduğu savunuluyor. Uluslararası Enerji Ajansı’ndan McCulloch, “Bu endüstriler genellikle çok yüksek sıcaklığa ihtiyaç duyuyor. Ayrıca endüstriyel emisyonların yaklaşık dörtte biri de kimyasal reaksiyonlardan oluşuyor ve alternatif yakıtlar kullanarak bunlardan kaçınmak mümkün değil.” diyor.

Havadan karbon emen ilk ticari santral olan ClimeWorks Yöneticisi Christoph Beuttler, uygulamanın çok genç bir teknoloji olduğunu söylüyor. Beuttler, “Bizim işimiz atmosferden karbonu ayrıştıracak pervaneler inşa edip, karbondioksiti yeraltında depolamak.” diyor. Fosil yakıt kullanan tesislere doğrudan bağlantılı karbon yakalama tesislerinin aksine, ClimeWorks doğrudan çevresindeki havadan karbondioksit ayrıştırıyor. Beuttler, “İzlanda merkezliyiz ancak yaptığımız iş her yerdeki karbondioksit miktarını etkiliyor. CCS gazları atmosfere girmeden yakalıyor, biz ise halihazırda havadaki karbonu topluyoruz.” diyor.

“Doğrudan havadan yakalama” (DAC) olarak adlandırılan bu yöntem, direkt emisyon kaynaklarına bağlantılı olmadığı için daha az tartışmalı bir yöntem olarak görülüyor.

Teknoloji, yenilenebilir kaynaklardan besleniyor, bu da bu teknolojiyi sürdürülebilir kılıyor.

Karbon yakalama teknolojilerini savunanlar, 2030 ya da 2040’a kadar enerji sistemlerimizi yenileyip, yeni emisyonları azaltsak bile, geçmişten gelen karbondioksitin atmosferde kalmaya devam edeceğine dikkat çekiyor ve buna “yakalanması gereken tarihi karbon” diyorlar.

California Üniversitesi Elektrik ve Bilgisayar Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mihri Özkan, katıldığı bir panelde “İklim Değişikliği ve Önleyici Karbon Yakalama Teknolojileri” konusuna değindi. Karbon emisyonunu azaltmak için çözüm niteliği taşıyan “karbondioksitin doğrudan havadan yakalanması” (DAC) teknolojisiyle ilgili bilgiler veren Özkan, bu yöntemin, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli olduğuna dikkati çekti. İklim değişikliğinin etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Özkan, şunları kaydetti: “Şu anki 1000 ton karbon emisyonu gelecekte bir insanın hayatını etkiliyor. Yüzyılın sonunda yaklaşık 1 milyar insan ölebilir. Bu, datalarla kanıtlanmış durumlar. Bir şekilde algılayıp neler yapılabilir diye düşünmemiz gerekiyor. Bunun için de inovasyon şart. Dünyada en çok karbon emisyonu üreten ülke Çin, ardından ABD ve Hindistan geliyor. Ardından Avrupa ülkeleri var. Her yıl 38 gigaton karbondioksit atmosfere salınıyor, bu hızlanmayı durdurmak biraz zor olacak. Karbondioksit gazı bir battaniye gibi dünyayı sardı ve yüzden ısı hapsoluyor. Karbondioksit havada fanlar sayesinde yakalanıyor. Gaz ısıtılarak yüzeyden ayrılıyor ve depolanıyor. Her ton karbondioksiti yakalamak ve ayrıştırmak için 2 bin 200 kilovat enerjiye ihtiyaç var. Onun için mutlaka bir depolama sistemi olmalı. Çalışmalarımız sonucunda; jeotermal enerjinin en ekonomik olduğunu ortaya koyduk. Yüzde 42 daha ucuz.”

KARBON YAKALAMA TEKNOLOJİLERİNİ ELEŞTİRENLER

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFİA), karbon yakalama teknolojilerinin fosil yakıt kullanımını desteklediğini ve yeşil dönüşümde gecikmeye yol açtığını ortaya koyan rapor yayımladı. SEFİA tarafından hazırlanan “CCUS/CCS Projeleri Gerçekten İklim Dostu mu?” başlıklı raporda, karbon yakalama teknolojilerine dair literatürdeki analizler derlendi. Buna göre, söz konusu teknolojilerin iklim dostu olmaktan ziyade daha fazla petrol ve gaz üretmek amacıyla kullanıldığı değerlendirildi. Raporda, tüm karbon yakalama teknolojileri içinde yüzde 73 pay sahibi CCUS (karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojileri) ile yakalanan karbondioksitin tükenmiş petrol alanlarına taşındığı ve daha fazla petrol çıkarmak amacıyla yeniden değerlendirildiği belirtildi.

Geliştirilmiş petrol üretimi adı verilen bu kullanımla karbon kullanımının sürekliliğinin sağlandığı, son 50 yılda yakalanan karbondioksit miktarının ise yüzde 80-90’ının (>240 milyon ton) geliştirilmiş petrol üretimi faaliyetlerinde kullanıldığı kaydedildi.

Karbon yakalama teknolojilerinin karnesi: Kısıtlı hacim, teknik problemler ve yüksek maliyet.

YAN KUTU: CCUS mevcut karbon yakalama kapasitesi toplam küresel emisyonların ancak yüzde 0,1’ini karşılıyor.

Rapora göre, CCUS mevcut karbon yakalama kapasitesi toplam küresel emisyonların ancak yüzde 0,1’ini karşılıyor. 2000’den bu yana incelendiğinde, enerji santrallerindeki karbon yakalama kapasitesinin yaklaşık yüzde 90’ının uygulama aşamasında “teknik kısıtlara bağlı olarak” başarısız olduğu ya da uygulama öncesinde askıya alındığı görülüyor. Öte yandan, yapılan çalışmalarda bugüne kadar hiçbir projenin taahhüt ettiği karbon yakalama hedefine ulaşamadığı belirtiliyor.

Ayrıca rapora göre, karbon yakalama teknolojilerinin kullanımı, santrallerde enerji verimliliğinin düşmesi ve yatırım maliyetlerinin baştan yükselmesi anlamına geliyor.

SEFiA Direktörü Bengisu Özenç, rapora ilişkin değerlendirmesinde, “Tarihsel olarak bakıldığında karbon yakalama teknolojilerinin yeşil dönüşümde gecikmeye yol açan, kısıtlı hacme sahip ve maliyetli bir çaba olduğu görülüyor. Rüzgar ve güneş projeleri kömür ve gaz projelerine göre yüzde 40 daha düşük maliyete sahipken hem daha maliyetli hem de görece geleceği ve güvenilirliği daha belirsiz bir teknolojinin emisyonlara çözüm olarak sunulmasının yanıltıcı olduğunu değerlendiriyoruz.” ifadelerini kullandı.

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü’nün (IEEFA) analizi, kullanım oranı en yüksek olan milyon dolarlık CCUS projelerinin 39 milyon tonluk (Mt) yıllık karbon yakalama kapasitesinin ancak 28 Mt’luk kısmının kullanabildiğini gösteriyor. Bu miktarın petrol alanlarına, daha fazla petrol çıkarmak amacıyla, gömüldüğü ve tekrar rafine edilip, çıkarılan petrolle yakılıp atmosfere karbondioksit olarak yeniden salındığı vurgulanıyor.

Son 50 yılda yakalanan karbondioksit miktarının yüzde 80-90’ının (240 milyon tondan fazlası) geliştirilmiş petrol üretimi faaliyetlerinde kullanıldığı, yüzde 10-20’sinin de (60 milyon tondan azı) uygun jeolojik alanlarda depolandığı belirtiliyor.

KARBON YAKALAMA İÇİN YÜRÜTÜLEN BAZI DİĞER ÇALIŞMALAR

-ABD merkezli Funga, isimli şirket karbon yakalama yöntemiyle dikkat çekiyor.

Şirket, karbon yakalamak için yer altındaki mantarları kullanıyor. Çünkü bunlar, bitki köklerini birbirine bağlamak için karbondioksitten yararlanıyor. Yani bitki köklerinden milyarlarca karbonu alarak besinleri serbest bırakıyor. Şirket, ilk doğa temelli karbon yakalama girişimlerinden biri olarak konumlanıyor. Funga, Conservation Resources ile ortaklaşa Lexington, Georgia’da ilk mikrobiyom restorasyon projelerini başlattı. Şirketin hedefi, 2050 yılına kadar üç milyar ton karbondioksiti yakalayarak depolamak. 

-Geliştirdiği yeni nesil teknolojilerle karbon yakalama endüstrisini destekleyen Schneider Electric, alg (yosun) tabanlı karbon yakalama konusunda öncü şirket Brilliant Planet’in çözüm ortağı olacak.Brilliant Planet, algleri uygun maliyetli bir yöntem olarak kullanarak karbonu gigaton ölçeğinde kalıcı ve ölçülebilir şekilde tutuyor. Şirket, sahil kıyılarında, açık havada, havuz tabanlı sistemlerde büyük miktarlarda mikro yosun yetiştiriyor. Bu sistemler, aynı orman alanına kıyasla atmosferden 30 kat daha fazla karbonu hapsetmeyi mümkün kılıyor. Brilliant Planet, Fas’taki üç hektarlık tesisinde dört yıl süren denemeler de dahil olmak üzere sekiz yıl süren araştırma ve geliştirme çalışmalarının ardından, şimdi dünya genelindeki tesislerde kullanılacak ölçeklenebilir bir platform geliştiriyor.

-Birleşik Arap Emirlikleri şirketi ADNOC, Orta Doğu ve Kuzey Afrika (MENA) bölgesindeki en büyük karbon yakalama projelerinden birini geliştirmek için nihai yatırım kararını (FID) duyurdu. Habshan karbon yakalama, kullanma ve depolama (CCUS) projesi, yerin derinliklerindeki jeolojik oluşumlarda yılda 1,5 milyon ton (mtpa) karbon dioksiti (CO2) yakalama ve kalıcı olarak depolama kapasitesine sahip olacak.

Şirket, tuzlu akiferlerde karbondioksit mineralizasyonu ve tam karbon tutulması da dahil olmak üzere çeşitli yenilikçi, teknoloji odaklı pilot projeler uyguluyor.

Sınıfının en iyisi teknolojiyi kullanan proje, ADNOC’un karbon yakalama kapasitesini üç katına çıkararak yılda 500.000’den fazla benzinle çalışan arabanın yoldan kaldırılmasına eşdeğer olan 2,3 mtpa’ya çıkaracak. ADNOC Düşük Karbon Çözümleri ve Uluslararası Büyüme İcra Direktörü Musabbeh El Kaabi, “Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli, karbon yakalama ve depolamanın, dünyanın yüzyılın ortasına kadar net sıfıra ulaşması için kritik bir kolaylaştırıcı olduğunu belirtti. Bu dönüm noktası niteliğindeki proje, 2045 yılına kadar Net Sıfır hedefimize ulaşmak için karbondan arındırma planımızı hızlandırırken ADNOC’un sunduğu birçok somut girişimden biri.” dedi.

-Air Liquide ve Holcim, Holcim’in Belçika’da geliştirilmekte olan yeni çimento fabrikası için dekarbonizasyon projesine ilişkin bir anlaşma imzaladı. Söz konusu projede, Air Liquide’in yenilikçi ve tescilli CryocapTM karbondioksit yakalama teknolojisi kullanılacak. Geliştirilen çimento fabrikası, mevcut bir tesisin yerini alacak. Air Liquide’in yenilikçi karbon yakalama teknolojisinden yararlanacak olan Holcim, karbondioksit (CO₂) emisyonlarını yılda 1,1 milyon tona kadar azaltabilecek. Bu ortaklık, Holcim’in 2030 yılına kadar Belçika’da karbon nötr olmasını sağlamayı amaçlayan yatırım programı GO4Zero’nun bir parçası olacak.

-İzlanda, Hellisheidi jeotermal enerji santralini dekarbonize etmeyi amaçlayan, Carbfix’in Silvertone karbondioksit yakalama tesisinin inşaatına başlandı.

Carbfix, İzlanda’daki ON Power’ın Hellisheidi jeotermal elektrik santralinden neredeyse tüm karbondioksit ve hidrojen sülfit emisyonlarının yakalanmasını sağlayacak. Silverstone’un mevcut demonstrasyon versiyonu 2014’ten beri çalışıyor ve enerji santralinden karbondioksitin yaklaşık %30’unu (yılda yaklaşık 12.000 ton CO2’ye karşılık geliyor) ve hidrojen sülfürün %75’ini yakalıyor. Tam ölçekli Silverstone projesinin eklenmesiyle yılda 34.000 ton karbondioksitin yakalanması ve yer altına enjekte edilmesi bekleniyor. Bu proje tek başına İzlanda’nın İklim Eylem Planına göre 2030 karbon nötr hedeflerinin %10’unu kapsayacak. 

TEKNOLOJİ GELİŞMEYE DEVAM EDECEK

ACS Central Science’da yer alan rapora göre araştırmacılar, karbondioksiti kolaylıkla yakalayıp salabilen bir elektrokimyasal yakalama sistemi tasarladı. Cihaz oda sıcaklığında çalışıyor ve geleneksel amin bazlı karbon yakalama sistemlerine göre daha az enerji gerektiriyor. Araştırma ekibi tarafından geliştirilen elektrokimyasal hücre diğer ısı bazlı hücrelere göre daha az enerjiye ihtiyaç duyuyor. İlk testlere göre diğer elektrokimyasal hücrelerle rekabet halinde. Ek olarak, cihazın uzun vadeli stabilitesini test ettiler ve birkaç şarj ve deşarj döngüsünden sonra orijinal kapasitesinin neredeyse %95’inin korunduğunu buldular; bu da sistemin uygulanabilir olduğunu gösterdi. Araştırmacılar, bu çalışmanın elektrokimyasal bir alternatifin mümkün olduğunu gösterdiğini ve sürekli karbondioksit yakalama-serbest bırakma teknolojilerinin endüstriyel uygulamalar için daha pratik hale getirilmesine yardımcı olabileceğini söylüyor.

Karbon Yakalamanın Dezavantajları

Karbon yakalama konusunda çalışmalar yürüten Avustralyalı Mühendis Olivia Hudson, uygulamanın dezavantajları ile ilgili şunları kaleme aldı: ¨Karbon yakalama, atmosfere salınan karbonu azaltır ve bu nedenle iklim değişikliği ve küresel ısınmayla mücadeleye yardımcı olacak çözümlerden biri olarak kabul edilmektedir. Buna rağmen karbon yakalama ve depolamanın (CCS) bazı dezavantajları da yok değil. Karbon yakalama için gerekli olan yöntemler ve CCS teknolojilerinin bazı maliyet etkileri vardır. Bu nedenle santrallerin fosil yakıtlardan elektrik üretmesi oldukça maliyetli olabiliyor. Büyük hacimlerdeki karbondioksitin tek bir yerde depolanmasının, doğru şekilde yönetilmediği takdirde çevre kirliliğine yol açabilecek sızıntı olasılığı nedeniyle güvenliği konusunda çeşitli endişeler bulunmaktadır.

Sızıntı olasılığı deprem gibi doğal afetlerden de kaynaklanabileceği gibi, yer altı depolama rezervuarlarına zarar verebilecek savaşlar sonucu oluşan hasarlar gibi insan kaynaklı olaylardan da kaynaklanabilir. Pek çok eleştirmen bazalt oluşumu depolamasının maliyet etkinliğini sorguladı. Bu seçenekte gömülecek her ton karbondioksit için 25 ton suya ihtiyaç duyulacak. Volkanik kaya mikroplarının da karbonatları sindirerek metan gazı üretmesi ihtimali vardır ki bu da başka bir sorun olabilir. Karbon yakalama depolamasının bir diğer dezavantajı ise iklim değişikliğiyle başarılı bir şekilde mücadele etmek için yeterli olmamasıdır. Fosil yakıtların kullanılması sonucu ısı ve enerji üretiminden kaynaklanan emisyonlar, toplam sera gazı (GHG) emisyonunun yalnızca %25’ini oluştururken, tüm sera gazı emisyonlarının %60’ı ulaşım, tarım ve diğer ilgili endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanmaktadır. aktiviteler. Bu emisyonlar şu anda karbon yakalama ve depolama yoluyla yakalanmıyor. Minimum düzeyde sera gazı üreten veya hiç üretmeyen enerji kaynaklarına geçiş yapılmalıdır. Ancak giderek artan karbon emisyonu endüstrilerini ele almalıyız. 

Karbon yakalama sektörleri yenilik yapmaya ve genişlemeye devam ederse, tutulan karbon, küresel iklim stratejisinin hayati bir aracı haline gelebilir. Karbon yakalama teknolojileri, ticari olarak uygulanabilir hale getirilecek şekilde geliştirilmeli ve ölçekleri büyütülmelidir.¨

TÜRKİYE’DE DURUM NE?

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu (TENMAK) koordinasyonunda “Ulusal Karbondioksit Tutma ve Değerlendirme Teknolojileri Yol Haritası” hazırlık çalışmaları devam etmekte. Ancak bazı önemli sorunlar dikkat çekmekte. Karbon ticareti mekanizmaları ülkemizde henüz yeterince gelişmemiş durumda. Karbon yakalama ve depolama için yasal mevzuat henüz bulunmamakta. Karbon yakalama ve depolama için devlet teşviği gerekmekte.

6 Eylül’de Resmi Gazete’de yer alan Orta Vadeli Kalkınma Programında Yeşil Dönüşüm hedefleri arasında karbon yakalama ve depolamanın destekleneceği vurgulandı: ¨Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve 2053 net sıfır emisyon hedefi kapsamında enerji dönüşümünü destekleyen enerji depolama, hidrojen ve karbon yakalama, kullanma ve depolama gibi teknolojiler ile mikro-şebeke yönetimi ve dijitalizasyonun geliştirilmesine yönelik Ar-Ge ve yenilik faaliyetleri desteklenecektir.¨

Türkiye Kömür Üreticileri Derneği (KÖMÜRDER) Başkanı Hasan Hüseyin Erdoğan, Türkiye Ulusal Enerji Planı kapsamında, yerli kömür santrallerinde karbon yakalama teknolojilerinin 2030’a kadar sisteme dahil edileceğini açıkladı. Türkiye Ulusal Enerji Planı kapsamında, yerli kömür santrallerinde karbon yakalama teknolojilerinin kullanımının 2030’a kadar sisteme dahil edileceğini vurgulayan Erdoğan, “Belirlenen hedeflere göre, mevcut kömür santrallerinin elektrik üretimine devam edilecek ve bu santrallerin enerji üretim oranını temiz kömür teknolojileri ile harmanlayacağız. Üreteceğimiz yerli kömürle hem temiz kömür enerjisini yaygınlaştıracağız hem de ekonomik büyümeye destek sağlayacağız.” ifadelerini kullandı.

Bazı şirketler de bir süreden beri bu alanda çalışma yürütmekte. SOCAR Türkiye Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi, Horizon 2020-Karbon Yakalama, Depolama ve Kullanım (Carbon Capturing, Stocking and Use-CCS ) Programı kapsamında 2 adet Avrupa Birliği projesi yürütüyor. Bu projelerden ilki olan CARMOF Projesi ile Modifiye Karbon Nanotüplere ve Metal-Organik Çerçevelere (Metal Organic Framework-MOF) bağlı yenilikçi absorbanlar geliştirilmesi, karbondioksitin daha verimli bir şekilde tutulabilmesi için bu absorbanların içinde yer aldığı hibrit yapıda membran ve vakumlu absorbsiyon prosesinin geliştirilmesi hedefleniyor. CO2 Fokus Projesi’nde ise karbondioksitin 3B Yazıcı ile basılacak reaktör ve katı oksit hücresi teknolojisiyle pazarda talep gören dimetil eter ürününe dönüştürülmesi hedefleniyor. Karbon emisyonu yoğun bir sektör olarak CARMOF Projesi ile tesislerdeki yanma gazlarının içinde bulunan karbondioksitin, inovatif malzemeler ve yöntemler kullanılarak tutulması hedefleniyor. CO2 Fokus Projesi’nde ise karbondioksit gazının vent gazı içerisinde tutulup, inovatif katalizörler ile dimetil etere dönüştürülmesi amaçlanıyor. Geliştirilecek bu teknoloji sayesinde karbondioksitin katma değeri yüksek kimyasal ürüne dönüştürülmesi mümkün olacak. Bunlarla birlikte SOCAR Türkiye, NEFERTITI Projesi ile güneş enerjisinden yararlanarak heterojen katalizörler eşliğinde karbondioksitten etanol ve izopropanol gibi kimyasal maddeleri üretmeyi hedefliyor.